Sen
Koku, tad, sıcak... sende her aradığım vardı: Seni soğuk bulanlar, ısıtamayanlardı.
Bayrak
Ey,mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü, Kızkardeşimin gelinliği,şehidimin son örtüsü! Işık ışık, dalga dalga bayrağım, Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.
Sana benim gözümle bakmayanın mezarını kazacağım. Seni selamlamadan uçan kuşun yuvasını bozacağım.
Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder... Gölgende bana da, bana da yer ver ! Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar. Yurda ay yıldızın ışığı yeter.
Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün. Kızıllığında ısındık, Dağlardan çöllere düşürdüğü gün. Gölgene sığındık.
Ey, şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalan; Barışın güvercini, savaşın kartalı... Yüksek yerlerde açan çiçeğim; Senin altında doğdum, Senin dibinde öleceğim.
Çocuk Ve Ağaç
Çocuk, çok sevdi ağacı... Verirdi ona, her kış Çiçekleri olaydı!
Ağaç, çok sevdi çocuğu... Öperdi altın saçlarından Dudakları olaydı!
Ve ona öptürmek için, Eğilirdi yerlere kadar; Yanakları olaydı!
Dökerdi önüne hepsini Gümüşten, altından, sedeften Oyuncakları olaydı!
Ve çocuk gittikten sonra, Böyle kalır mıydı ağaç? Ne olurdu onunda Bacakları olaydı, Ayakları olaydı!
Mavi
Kayıklarla kayıkçılar Dalgıçlarla balıkçılar Bilirsin:ne ister,deniz!
Kendini bu isteklerin: Yelkenlerin küreklerin Altına seriver, deniz!
Balıkların,kandillerin Ne varsa olsun ellerin Bana mavini ver deniz!
Yollar
Varsın biraz da yollar çeksin benim cefamı Artık verin çocuklar, artık verin asamı!. Bir başka kainata, bir başka yurda yol var; Siz örtünün garipler siz örtünün abamı! Yorgun düşüp uzandım altında asumanın; Gölgende buldum ey dal bir anne ihtimamı. Şahane manzaraydı dünya sınırlarında Bir kubbenin rüku’u, bir zirvenin kıyamı.
Yükseklerinde ömrün dağlar, sular kovuklar: Yükseklerin diliyle tekrar edin nidamı! Dağlar lisana geldi, gökler lisana geldi; Şerh oldu Mesnevi’den yıldız Şerh oldu Mesnevi’den yıldızların kelamı. Şeffaf mavinizden abdest alıp el açtım Artık yakındayım, ey gökler, duyun duamı!
Güzellik
Hastalık, sevgisizlik, öksüzlük... Neler geçirdim ben! Çıkabilseydi bir, "güzel" diyecek Güzelleşirdim ben!
Tanrıya Sesleniş
Elsizlere el,dilsizlere dil ver yeniden, Lütfet,bize bin şanlı nesil ver yeniden, Dünyayı alıp avcuna bir gün Tanrım, Avcunda bu dünyaya şekil ver yeniden.
Fetih Marşı
Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek; Dağlardan çektiriler, kalyonlar çekilecek; Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek
Yürü, hala ne diye oyunda oynaştasın? Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!
Sen de geçebilirsin yardan, anadan, serden.... Senin de destanını okuyalım ezberden... Haberin yok gibidir taşıdığın değerden...
Elde sensin, dilde sen, gönüldesin baştasın... Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!
Yüzüne çarpmak gerek zamanenin fendini... Göster: Kabaran sular nasıl yıkar bendini? Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini
Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın; Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!
Bu kitaplar Fatihtir, Selimdir, Süleymandır. Şu mihrap Sinanüddin, şu minare Sinandır. Haydi artık uyuyan destanını uyandır.!
Bilmem, neden gündelik işlerle telaştasın Kızım, sen de Fatihler doğuracak yaştasın.!
Delikanlım, işaret aldığın gün atandan Yürüyeceksin... Millet yürüyecek arkandan! Sana selam getirdim Ulubatlı Hasandan....
Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın; Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!
Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin! Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın! Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın...
Yürü, hala ne diye kendinle savaştasın? Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!
|